SAMİ YUSUF BİZİ CENNETE GÖTÜR
AHMET N. GÜVENER
Sami Yusuf nam şarkıcı-ilahici İstanbul’dan fırtına gibi geçmiş. Haberlere bakılacak olursa çoğunluğu genç kızlardan oluşan yaklaşık 50 bin kişi Feshane’de Azeri kökenli İngiliz sanatçı Sami Yusuf’u hayranlıkla izlemiş. Ne güzel!
Her müzik türünün ve sanatçısının kendi izleyicisinin düzeyi kadar nitelikli olduğunu düşünürüm. İşte bu yüzdendir ki, popüler müziğin hiçbir türlüsünden hoşlanmam. Dinlemem de. Ancak İslâmî etiketi yapıştırılmış popüler müzikten ise özellikle uzak dururum. Ne dinlemişliğim vardır, ne de bu tür müzik yapanlardan herhangi bir kimseyi tanırım. Sami Yusuf’u da tanımam. Feshane konserine kadar bir tek şarkısını da dinlememiştim. Ama izleyicilerinin şekil ve şemaillerini, tepkilerini, hayranlık derecelerini görünce bu pop şarkıcısının bir phenomenon olduğunu anladım.
On yıl öncesine kadar İslâmî kesimde bir “ezgi” modası vardı. Filistin’den Keşmir’e, Afganistan’dan Moro’ya kadar çatışmaların olduğu, işgalcilerin zulümlerini sürdürdüğü İslam beldeleri ile ilgili marşlar yapılırdı. Onbinlerce şehid verilerek gerçekleştirilmiş İslâmî direniş mücadelelerinden süzülen marşların sözleri Türkçeleştirilerek, İslâmî ezgiler terennüm edilirdi. İslâmda çalgı yasağının olup olmadığı kısa bir tereddütten sonra halledilerek hemen millî sazımız bağlamaya geçildi. Ve başlandı cihad türküleri söylenmeye.
Ama o da kesmedi. Bağlamanın yetmediği görülünce tüm kesimleri kucaklamak için gitar ve klavyeli çalgıların en ucuzu olan org başta olmak üzere bir dizi alet de İslâmî müziğe giriverdi. Düğünlerden konferanslara, mitinglerden kermeslere kadar bu curcuna da bir vakit devam etti. O manzarayı bilirsiniz. Ortada çocukların koşturduğu düğün salonlarında, bir yandan etli pilav ya da pide ayran spesiyalitesi mideye indirilirken, diğer yandan sahnede az sakallı 2-3 gençten kurulu orkestra, “dın dın dın La ilahe illallah, dın dın dın, La ilahe illallah” ve “Şehadet bir tutku bir özlem bize” terennüm etmekteydi. Ne acılı şarklardı onlar! Hatta ne demişti bu acılı-arabesk ve cihad soslu “ezgiler” için Cem Karaca? “Dinleyince oturup bir teneke rakı içesi geliyor insanın.” Hakkaten o kadar kötüydü. Müzik cephesinin detone mücahidi Adil Avaz bile fırtınalar estirmişti bu cenahta.
Hayat sarmal ilerliyor. Sakallar kesildi sonra. Gömlekler ya pantolon içine sokuldu ya da yerini t-shirtlere bıraktı. Saçlara jöle vurulması da aynı döneme rastlar. Aşk şarkıları yavaş yavaş girdi repertoir’lara. Ama bu aşk elbette ilahi bir aşktı. Bir ara Fuzuli, bir ara Necip Fazıl tırmalandı. “Aşk hayatın her yerinde var hocam” peşreviyle kucaklama işlemi hız kazandı. Aykut Kuşkaya mı, Kuştepe mi, birisi de çıktı, gitar-mitar kuşanıp aşk şarkılarıyla dolu bir de albüm yaptı. Elbette tutmadı. Yahu, Doğan Canku varken, Erkin Koray, Cem Karaca, Moğollar varken ben ne diye 3 yıl öncesine kadar şehadet-cihad-Bosna marşlarından ekmek yiyen, pespaye salonlarda şarkı söyleyen bir amatöre gönül düşüreyim ki?
Sonra “Kral” devri açıldı. Türkiye’de “Kral” diye bir devir olduğunu çoğumuz bilmez. İşte bizim hatamız budur. Tarihi yaşarken fark edemiyoruz. Kral TV-Kral FM, Türkiye’nin kültür tarihinin yazıldığı yerdir. Yeni kuşağı burası biçimledi. Kral’dan yükselen bu kültürdür şu an egemen olan. O Kral ki, Tarkan ile Orhan Baba, Atilla Taş ile Sezen Aksu yan yana yükselir. Onu herkes dinler. Ramazanlarda hayırlı iftarlar dilenir, Cumhuriyet bayramlarında Onuncu Yıl marşı çalınır. Güneydoğu şehitleri için mevlit okunurken, dansöz Asenayla röportaj yapılır. Cumaları ilahiyatçılar ağırlanırken, astrolojistlerden fal yorumları, diyetisyenlerden bikiniye girmenin püf noktaları öğrenilir. Her şey iç içe geçmiştir evet, ama herkes de kendini rahat hissetmektedir bu karmaşada. Gezegen Mehmet’in şöhreti ve Tayyip Erdoğan'a yönelik teveccüh arasında ilişki kuramıyorsanız, Türkiye’yi okuyamıyorsunuz demektir. Ak Parti’nin iktidarı, bir anlamda bu Kral Tv-Kral FM kültürünün iktidarıdır. Bahsi diğer…
Bu zincirin son halkası işte bu Sami Yusuf. Video paylaşım sitesi Youtube’da Sami Yusuf konseri için yapılan yorumları okursanız her şeyi anlarsınız. “I love you Sami” diye bağırmış bir kız. Sami de, “I love you too” demiş. Başlarına Sami Yusuf yazan bantları takan o örtülü kızların suçu yok aslında. Yıllar yılı, “1.5 metre bez parçasına takılmayın canım” diyen bilumum sakallı-bıyıklı muhafazakar-İslamcı ağabeylerine inandılar sadece o kızcağızlar. Takılmıyorlar onlar da artık. Hem bizim kucaklayıcı bir müziğe ihtiyacımız yok muydu? Al sana kucaklayıcı müzik. Çarşı Pascal Nouma’ya nasıl bağırıyordu: "Pascal bizi diskoya götür” Maksat kucaklamaksa, o zaman hep birlikte bağıralım: “Sami Yusuf bizi cennete götür”
BOYUTHABER.COM
21.09.2007