ahgaol

Noel Baba’ya karşı Ramazan Dede

 
Yeni başlık gönder   Başlığa cevap gönder    ahgaol Forum Ana Sayfa -> MAKALE/KÖŞE YAZISI/DENEME
Önceki başlık :: Sonraki başlık  
Yazar Mesaj
RA
general


Kayıt: 24 Şub 2006
Mesajlar: 349
Konum: kürre-i arz

MesajTarih: Pzr Eyl 23, 2007 9:01 pm    Mesaj konusu: Noel Baba’ya karşı Ramazan Dede Alıntıyla Cevap Gönder

Noel Baba’ya karşı Ramazan Dede

Yusuf Genç

Tanzimatçıların ilk şarkısı hem kötü sesleri sebebiyle hem de bizim notalara uygunsuzluğu nedeniyle bizim adamlar tarafından alkış görmedi. Halkın teveccühünden söz ettiler.

Aslında haksız sayılmazlardı, magazin programlarının üretici ve tüketicilerinin kendilerince geliştirdikleri mantıkla bakılırsa, evet Tanzimat düşüncesi hem edebiyatta hem de düşünce sahasında geniş kitleler tarafından alkışa layık görüldü. Kimin neyi alkışladığını aslında kimse bilmedi. Kimse sorma ihtiyacı da hissetmedi. Seksen iki anayasasına oy verenler ellerini kaldırsınlar.

Halk böyle istiyor aldatması, “fikirlerinize katılmasam da onlara saygı duyuyorum” yalancılığı gibi ustalıkla kotarıldı. Her hamlemizi yarış psikolojisiyle etrafımıza bakarak atmamız, hepimizin iki yüzyıllık ortak hastalığı oldu. Düşünce üretemeyenler, düşüncesizce benzerini taklit etmeye uğraş verdiler. Bunun sebepleri vicdan sahibi münevverler tarafından defalarca sayılıp döküldü. Hisse alınmadı zira kimse kıssa dinleyecek kadar vaktini ayırmadı. Daha uzun şeyler isteme telaşı, hastalığımızın süresini uzatmaktan başka bir işe yaramadı.

Düşünce üretilemiyorsa düşünce, ya taklitlerinden daha iyi olmalı ya da çalmak [İfade daha hafif olsun diye buna alıntılamak diyebiliriz] suretiyle çoğaltılmalıydı. “İslamcı basın” seksenli yılları böyle devirdi. Bilhassa Said Nursi’nin şakirtliğini iddia edenler, kuşe kâğıtlı estetikten uzak dergilerinde Avrupa mecmualarından alıntılanan eşsiz doğa görüntüleri eşliğinde yıllarca insanları düşünmeye(!) davet ettiler.

Bu denli kolay elde edilen düşüncenin tüketilmesi de bu denli kolay oldu. Doksanlı yıllarla beraber İslam’ın, bütün güzel hasletlerinin yanı sıra hoşgörü ve barış dini olduğunu da öğrendik. Öğrendiklerimizin, öğreneceklerimize nispetle çok az olduğunu, yine bir teravih öncesi vaazlarında bir diyanet imamından duymuştuk. Çünkü biz, yıllarca Amerika başkanının, iftar yemeği vermesine, Rusya devlet başkanının Ramazan’ı kutlamasına sevinerek bu günlere geldik.

“Bakın bizim de nelerimiz var” diyenler çocukça bir aldanışla, Noel Baba’nın karşısına Ramazan Dede’yi koyarak akıllarınca İslam’ın da herkese ve her şeye hitap ettiğini ispat etmeye çalışıyorlar. Sorsanız yaptığı şeyin İslam’a ne kadar büyük bir hizmet olduğunu söylemeye çalışacaktır. Ramazan Dede’den isteyebileceğim tek şey; geldiği yer olan Avrupa’ya defolup gitmesidir. Noel Baba’yı da almayı unutmasın.

Ramazan’a hazırlık günlerinde tesadüf geldiğim bir televizyon ekranında, yurtdışında ikameye mecbur bir kanaat önderinin Ramazan’la ilgili nasihatleri gösteriliyordu. Teravih namazının nasıl yavaş kılınacağı ile ilgili birtakım dini görüşlerini dinlerken, gazetesinin “şimdi alışveriş zamanı” manşetiyle çıkardığı eklere gitti aklım birden. Müslümanların bin dört yüz yıl sonra getirildiği yerde yanlarında getirdikleri şeyin ne olduğunu fark etmek sanıldığı kadar zor değil, gerçekten. Bu ancak bizim elimizle olurdu. Çoğu kimse saf Müslümanlıkla, safdilliği birbirine karıştırmaya başladı. Son iki yüzyıl; “Sol yanağına vurursalar sen sağ yanağını çevir” diyenlerin kendilerini gerçek Müslüman zannetmesiyle geçti. Yapılacak olanın ne olduğu, yapılan eylemin gerekçesiyle açıklanacağının bilgisini çoğu kimse saflığı sebebiyle unuttu. Saflık başka bir şey, saf Müslümanlık başka bir şey… Saf Müslümanlığı soranlara kısaca şöyle diyebiliriz; sol yanağına tokat atanın, sol yanağına yumruk at!

Kendisinden önceki iki mübarek ayı geride bıraktıktan sonra işte Ramazan da geldi. Bütün bir memleketi dini bir hava sardı gidiyor. Erotizmin sefil satıcıları, gazetelerini, televizyonlarını, dergilerini bir aylığına yatak odalarından çıkarıp büyük camilerin renkli ışıklarla aydınlatılmış minareleri eşliğinde, bıyıklı, kravatlı ama muhakkak beyaz takkeli din görevlilerinin vaazlarına çevirdi.

Ramazan, Türkiye’de yaşayan saf Müslümanların da safdillerin de gündeminde birinci sırayı dolduruyor. Dini dekorların fazlasıyla ortalığa saçıldığı bu ayda, cevaplanması gereken kaçınılmaz sorular var. Sözgelimi hayatı, emeği, insanlığı, paylaşmayı, kardeşliği, dostluğu ve dini, şirket gözünden gören, para kazanamayacağı hiçbir işe kalkışmayan medya patronlarının Ramazan’da bu denli dini bütün olmasının sebebi nedir? Bu soruya burun kıvırmak mümkün mü? Kolaylıkla evet diyebiliriz. Cevabı herkes biliyor çünkü. Ancak o cevabı bilen herkes, yine topyekûn olarak uzatılan bütün ipleri de yutuyor.

Bu çağın en önemli sorunlarından birisi de bu; herkes her şeyi biliyor ama hiç kimse hiçbir şey yapmıyor. Yaygın enformasyon, doğru olanın ne olduğunu bir şekilde bütün insanlara ulaştırabiliyor. Ancak, doğru olanı yapma iradesi noktasında çoğu kimse gevşeklik gösteriyor.

Ramazan’da Ali Şeriati’ye kulak vermekte fayda var. Gittikçe tüketim çılgınlığına dönen Ramazan, asli hüviyetini kaybedip dini ritüellerin mason ayinleri gibi kutsandığı bir şekilciliğe bürünüyor. Akşam sofrasına koyduğu çorbanın içinde hangi yetimlerin hakkının olduğunu düşünmeden saatlerce yemek yiyenler, teravih namazının o deruni havasını teneffüs ederek ancak kendilerini kandırdıklarının farkında bile değiller.

İslami medya organlarının Ramazan sayfalarında da aynı ahlaksızlığı görmek mümkün... Hangi tatlının iftardan ne kadar zaman sonra yenilmesiyle ilgili bütün bilgiler, bizim daha huzurlu bir Ramazan geçirmemiz için tasarlanıyor. Hüseyin Akın’ın dediği gibi, ne de olsa “konfor İslam’da” artık.

Aslında talep edilenin bu olmasından dolayı kimseye kızamıyorum da. Ramazan’ın yaklaşmasıyla ilgili bir müftü efendi -sanırım İstanbul müftüs cümlelerinin bir yerinde; “hazırlıklarımız bitti, her şey halkımıza daha kaliteli bir din hizmeti sunabilmek için…” türünden bir şeyler geveledi. Kime ne denebilir artık? Din hizmeti nedir Allah aşkına? Ya da kaliteli din hizmeti nedir? Hizmet nedir? Bunu halka nasıl sunacaklar?

Hepimizi kandırdıklarını söylüyor Şeraiti, uyguladıkları her şey cebimizdeki parayı bir şekilde almanın türlü hileleri. Bizimle camiye geliyorlar. Ama artık camiler çoğunlukla yığınlarla dolu cemaatle değil.

Cebimizdeki parayı almak için, bizimle sahura bile kalkıyorlar. Oruç tutuyorlar, namaz kılıyorlar. Çünkü bizim inancımızla bir alıp veremedikleri yok bu adamların. Sadece inancımızın, sermaye ile olan düşüncesini, faize karşı tutumunu, yoksulluğa ve yetimlere karşı tebessümünü ortadan kaldırmak istiyorlar. Bize tahammül edememelerinin tek gerekçesi, inancımızın ekonomik düsturları… Bu olmasa aramızda sorun da olmaz. Bunu unuttuğumuz gün, emin olun sözü edilen barış(!) dünyaya hâkim olacak. Biz de Amerikan başkanıyla zemzem dolu bardaklarımızı tokuşturup, ümmetin şerefine diyebiliriz o zaman. Ümmetin yok edilen şerefine.

Ramazan için biraz sert bir yazı oldu, kabul ediyorum. Ama şu bilinmeli ki, bu yazının her harfi ilmek ilmek hüzünle örüldü. Öfke ve hüzün… Ambalajın, içindekinden daha fazla önemsendiği bir zamanda bütün insanlara içindekini anlatmanın ne kadar zor olduğunu bilirsiniz. Bu çaresizliğin hüü biraz da…

Şimdilerde “Bütün azalarını tıka basa doyur” deniliyor, Akşam ezanının okunmasıyla birlikte. Eskiden “Bütün azalarını harbe çağır” diye şiir söylerdik. “Sofran açılsın elin şehit ballarından alsın”

MİLLİ GAZETE
21.09.2007

Mükellef bir ramazan sofrası kurmak için İslami televizyonların yemek programlarını takip edenler, sadece on dakikalığına kendi sokaklarına göz gezdirsinler. Dışarıda harpte olanlar ve sokağımızdaki çocuklar. Cahit Bey’in dediği gibi; “Ne çok acı var” İftarı bekleyen gözlerinizi, saatten ayırıp dışarıya çıkardığınızda siz de göreceksiniz, ne çok yetim var, ne çok yoksul var.

İftardan sonra teravihe gidip günahlarından kurtulmanın o eşsiz dini hazzını yaşayanlara bir şey söyleyerek Ramazan’la ilgili ilk ve son yazımı bitirmiş olayım; sokağınızda yetimler ve yoksullar varken günahlarınızdan kurtulamayacaksınız. Bana inanın.

.

_________________
mapusluk bir şey değil
yanıklık var bir yandan
Başa dön
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder
Önceki mesajları göster:   
Yeni başlık gönder   Başlığa cevap gönder    ahgaol Forum Ana Sayfa -> MAKALE/KÖŞE YAZISI/DENEME Tüm zamanlar GMT +2 Saat
1. sayfa (Toplam 1 sayfa)

 
Geçiş Yap:  
Bu forumda yeni başlıklar açabilirsiniz
Bu forumdaki başlıklara cevap verebilirsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı değiştiremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz
Bu forumdaki anketlerde oy kullanamazsınız





Powered by phpBB © 2001, 2005 phpBB Group
Flower Power phpBB theme by Flowers Online. Türkçe Çeviri: phpBB Turkey & Erdem Çorapçıoğlu

Abuse - Report Abuse
Powered by forumup.com forum gratis free, create open your free forum!
Created by Raulken of Hyarbor S.r.l.
TOS & Privacy.

Page generation time: 0.055