Çankaya yolunu açan, merhum Nermin Erbakan'dır
AHMET N. GÜVENER
Abdullah Gül’ün Çankaya’ya çıkması ihtimali belirdiğinde bazı kesimlerin öne çıkardığı temel itiraz, Hayrünnisa Gül’ün başının örtülü olması idi. Aklı başında çoğu kimse, “Cumhurbaşkanı olacak kişi Hayrünnisa Hanım değil, Abdullah Bey’dir” dese de, aslında herkes biliyordu ki, “cumhuriyet kazanımları ve laiklik” diye başlayan her nutuk doğrudan bu başörtülü görünümün çağdaş Türkiye için bir “utanç” olduğunu vurgulamaktaydı. Cumhuriyet kazanımları ve çağdaş Türkiye” denilenin aslında ne kadar şekle indirgendiğini bu sürece tanık olan, yakın tarihi inceleyen herkes bilir. Gerçekten de cumhuriyetçilik adı altında yürütülen uygulamaların bir kısmı tamamen şeklîdir. Yeni ve çağdaş şekle uymayan temel görüntü ise, örtülü kadındır. Çünkü örtülü kadın, doğrudan kurtulunması gereken bir kimliğe işaret etmektedir.
Bu sıkıntı yeni değildir. Tam anlamıyla Batılı olmanın ölçüsünü, görünümün değişmesi ile perçinlemek isteyen bazı kadrolar, bırakın Çankaya’da, rastladıkları her yerde başörtüsüne karşı çıkmaktan geri durmamışlardır. “Bu çağda bu kafa” diye başlayan hakaretamiz ve küçümser sözler, “dünyaya rezil oluyoruz” diyerek örtülü kadınları işaret eden parmaklar hep şekilci ve dayatmacı mantığın ürünüdür. Bu mantık ki, örtülü kızları üniversitelerde gördüğünde, “Nereden çıktı bunlar? Eskiden hiç yoklardı.” şaşkınlığı yaşatır bu “yerli-yabancılar”a her defasında. Sanki burası bin yıllık bir İslam beldesi değildir de, bir İskandinav yahut Batı Avrupa toprağıdır. Sanki Yunus Emreler, Mevlanalar, Akşemseddinler, Ebussuudlar büyük İslam şahsiyetleri değil de, hümanizma portreleridir. Sanki Mehmet Akif, “Değmesin mabedimin göğsüne na-mahrem eli” derken, “Ne bu başörtüsü? Çağdaş Türkiye’ye yakışıyor mu hiç?” demekteydi.
Olan olmuş ve örtü, görünür yerlerden kovulmaya çalışılmıştır. Ancak 1960’lı yılların ortalarından itibaren köylülerin cehaletleri sebebiyle taktıkları ve zamanla atılacağı zannedilen başörtüsü, dalga dalga şehirlerde yayılmaya başlamıştır. “Siyasal simge” diyerek karanlık gösterilmeye çalışılan başörtüsü aslında, hak talep etmenin, dayatmalara karşı çıkmanın simgelerinden birisi hâline gelmiştir. Yıllarca kamu kurumlarından, resmî davetlerden, gazete sayfalarından uzak tutulan başörtüsü artık engelenemeyecek ölçüde görünür olmuştur. Saçları örten başörtüsü, bendelerine bir çizgiye kadar var olma hakkı tanıyan öfkeli bir efendinin bakışını ortaya çıkarmıştır. Ama gün gelmiştir ki, o çizgiden sonrasının hakkı olduğuna inanmış milyonlar çizgiyi zorlamaya başlamış, çizmeyi aşmışlardır. Bütün şekilci dayatmaları yerle yeksan eden bir tazyik, bendleri aşıp geçmiştir.
Başörtüsünün bahsettiğim dayatmaları aşarken önemli dönüm noktaları olmuştur. Hatice Babacan ile başlayan hareket, 1980’lerde ısrarlı bir direnişle bütün yerleşik yargıları sarsmış, gencecik üniversiteli kızlar, “özgür ve millî Türkiye”ye üniversite kapılarından yol döşemeye başlamışlardır. Bütün büyük atılımları sürükleyen dâimâ gençler ve kadınlar olmuştur. Aynısı ülkemizde de gerçekleşmiş; Türkiye, “siyasal dayatmacılığın” simgesi hâline getirilen başörtüsü yasağını yara yara özgürleşmeye başlamıştır.
Türkiye’nin başörtüsü bağlamında özgürleşmesi yönünde geçilmiş en önemli dönüm noktası, Refah Partisi’nin iktidara gelmesidir. Refah Partisi’nin iktidara gelmesi yalnızca Erbakan’ın başbakan olması değildir. Refah Partisi’nin iktidara gelmesi aynı zamanda, başörtülü bir kadının ilk kez başbakan eşi olarak en tepeye çıkmasıdır. Halkın geniş kesimlerinin erişemeyeceği kadar yükseğe inşa edilmiş iktidar kalesinin burçlarına bayrağı diken ilk kişi, merhum Nermin Erbakan’dır. Geçen hafta içerisinde Erbakan’ın bir açıklamasını verdi bütün haber ajansları: “Çankaya’nın yolunu açan, Millî Görüş hareketidir.” Şu ana kadar tek bir Ak Parti’linin bile itiraz ettiğini görmediğim bu iddianın pek çok gerçeğe işaret ettiği muhakkaktır. Fakat ben bu söze politik bir tespit olarak katılmakla birlikte, biraz daha ileri gideceğim. Yazının başından beri söylediğimiz gibi, Çankaya yolunu Abdullah Gül’e kapamak isteyenlerin en büyük itirazı, Hayrünnisa Hanım’ın başının örtülü olması ve bir cumhurbaşkanı eşinin başörtülü olamayacağı idi. Ancak o yol geçildi, başörtüsü Çankaya’ya çıktı. Fakat o yolu açan asıl, merhum Nermin Erbakan’dır. Tabuyu ilk deviren, hücumlara ilk göğüs geren ve “acıyı bal” eyleyen Nermin Hanım olmuştur.
Kocası idamlarla yargılanırken, mahkeme salonlarında tüketilmek, gazete köşelerinde parçalanmak istenirken suskun, mütevekkil ve her daim hüzünlü bir asaletle orada öylece eriyen merhum Nermin Erbakan, “bedevi kıyafeti” denilerek aşağılanan başörtüsünü başbakanlık konutuna taşımıştır. Gösterişsiz yaşayıp, sessiz sedasız aramızdan ayrılan merhum Nermin Erbakan’ın açtığı yol yürünmüş, başörtüsü Çankaya’ya çıkmıştır. Hayrünnisa Hanım bunun farkında mıdır? Eğer Hayrünnisa Hanım bunun farkındaysa, Nermin Erbakan için bir Yasin-i Şerif okur mu acaba?
Ruhu şâd olsun.
BOYUTHABER.COM
05.10.2007