İŞ YAPMAK
İbrahim Tenekeci
Mustafa Kutlu hocamdan öğrendiğim ilk kural şu oldu: “İşimize bakalım.”
Yine, Ahmet Hamdi Tanpınar’ın şu sözünü hep ilke edindik: “İnsan, elindeki işle ilgilendiği sürece temiz kalır.”
Bugünlerde “iş nedir” sorusu üzerine kafa yoruyorum. Evet, iş nedir?
İsmet Özel, “Kuşun Ölümü”nü yazmakla, güzel, içli bir şiire imza atmıştır. Ama “Amentü”yü yazmakla, sadece iyi bir şiir yazmamış, iş de yapmıştır.
Sezai Karakoç, “Balkon”u yazmakla, kayda değer bir şiir yazmıştır. Fakat “Hızır’la Kırk Saat”i yazmakla, önemli bir iş yapmıştır.
Mehmet Akif Ersoy, mesela “Küfe”yi yazmakla, güzel bir şiiri Türk Edebiyatına kazandırmıştır. Ama Çanakkale ve İstiklal marşlarını yazmakla, oldukça önemli bir iş yapmıştır.
Adını andığımız bu isimler, sözünü ettiğimiz işleri yapma noktasına gelebilmek için, mutlaka gecelerini gündüzlerine katmışlardır.
İsmet Özel, Kuşun Ölümü’nü 1962, Amentü’yü ise 1974 yılında yazmış. Aradaki 12 yıllık zamanı nasıl geçirdiğini kendisine sormak lazım...
Yazı alanından da bir örnek verelim: 1971 doğumlu İbrahim Kalın, oldukça yakından takip ettiğim akademisyenlerden biri. İstanbul Üniversitesi Tarih Bölümü’nden mezun olduktan sonra, eğitimine Malezya’da devam etti. Doktorasını ise Amerika’da, George Washington Üniversitesi’nde beşeri bilimler ve mukayeseli felsefe alanında yaptı. Yakınlarda Oxford yayınlarından bir kitabı çıkacak.
İbrahim Kalın, on beş yılı aşkın bir zaman, İslam ve Batı ilişkileri üzerine yoğunlaştı, ona göre kütüphane oluşturup yerli ve yabancı kaynaklardan okumalar yaptı, İngilizce ve Türkçe makaleler yazdı. Bu arada, İran’dan Fransa’ya kadar birçok ülkeyi gezdi, konferanslar verdi. Ve on beş yıl sonra, ancak bu alanda söz söyleyebilecek konuma geldi. Artık her sözü dinleniyor, ciddiye alınıyor.
Bir örnek daha verelim: Genç kuşağın kayda değer isimlerinden Mustafa Akar, 1979 doğumlu. On yıldır kendisiyle beraberiz. Türk ve dünya edebiyatını ezbere biliyor, çağdaşlarını ve dergileri yakından takip ediyor. Ayrıca çeviri yapabilecek düzeyde İngilizcesi ve biri şiir, biri deneme, iki kitabı var. Şiirin yanı sıra, şiir üzerine kaleme aldığı kuramsal yazılar ve şairlerle ilgili eleştirel metinlerde de çok iyi.
Geçen gün Mustafa Akar ile beraberdik. Yanımızda başka genç arkadaşlar da vardı. Onların yanında Mustafa’ya sordum: De bakalım, on yıldır gece gündüz çalışıyor, önemli dergilerde rahatlıkla ürün yayınlıyor, istediğin zaman kitabını çıkarabiliyorsun. Hatta geçen hafta, Enis Batur, Cumhuriyet gazetesinin kitap ekinde, senden yarım sayfa kadar övgüyle bahsetti. Buna rağmen, neredesin?
“Ağabey” dedi, “daha yolun başındayım.”
Çünkü bu arkadaşımızın amacı, güzel, içli, romantik şiirler yazmak değil, önemli işler başarmak... Bunun için de hem disiplinli, hem sabırlı, hem de uzun soluklu olması gerektiğini biliyor.
Hep edebiyattan örnek verdik. Aslında diğer alanlarda da durum pek farklı değil.
Mesela siyaset... Prof. Dr. Necmettin Erbakan Milli Nizam Partisi’ni kurmakla, sadece Türk siyasetine bir parti kazandırmamış, önemli bir de iş yapmıştır. Sayın Erdoğan ise Adalet ve Kalkınma Partisi’ni kurmakla, Doğru Yol gibi, Anavatan gibi, sadece partilerden bir parti kurmuştur. İki isim arasındaki en büyük fark budur.
Mesela düşünce sayfamız...
Editörlük görevini kabul ettikten sonra, kendime şu soruyu sordum: İş mi yapmak istiyorsun, yoksa dikkat çekmek mi?
Dikkat çekmek isteseydim, biraz da çevremi, ilişkileri kullanarak, bu sayfayı fiyakalı isimlerle doldurabilirdim. Bu isimlerin önemli bir kısmı, Milli Görüşçü olmasa da, hatırım için burada olurlardı. Ve her sayfamız iyi kötü ses getirirdi.
Fakat bu yolu değil, diğerini tercih ettim. Yani ümmetin içinden yetenekli gençleri bulup çıkarmak ve onlara imkân tanımak... Amacım günü kurtarmak değil, on yıl, yirmi yıl sonrasının yazar kadrosunu oluşturmaktı. Tabiri caizse, Millî Gazete’ye mektep hüviyetini yeniden kazandırmak...
Buraya kadar yazdıklarımızı toparlamaya çalışırsak...
Adına “iş” dediğimiz şey, ciddi bir birikim, tecrübe ve çalışma sonucu olur. Bunun için de uzun bir süreye ihtiyaç vardır. Bu, ha deyince olacak bir şey değildir. İçi boş bir özgüvenle de olmaz.
Evet, bize iş yapacak insanlar lazım. Ama görünen o ki, birçoğumuzun iş yapmaya ya niyeti yok ya da iş yapacak derinliği...
Şu da var: Kendimizi pazarlamaktan, parlatmaktan, iş yapmaya vakit bulamıyoruz.
Özellikle genç arkadaşlarda kendini gösteren kötü bir huy var. Çırak olmadan usta, tayfa olmadan kaptan olmaya çalışıyorlar. Üstelik bunun gereklerini yerine getirdikleri de söylenemez.
Partiye üye olalı daha iki gün olmuş. Bir bakıyorsunuz, Genel Merkezi yerden yere vuruyor.
İki aydır şiir yazıyormuş. Üstelik ne üstatları ne de çağdaşlarını okumuş. Dergilerden de haberi yok. Buna rağmen, iddialı olduğunu söylüyor, yazdıklarına toz kondurmuyor.
İşin temelinde “emek” vardır, reddetmek değil...
MİLLİ GAZETE
05.09.2007